İslam ve Coğrafya

Eylül 1, 2008

Mehmet Akif Ersoy

Filed under: Uncategorized — akifim @ 8:14 am
Tags:

Mehmet Akif Ersoy (1873-1936)

Türk, şair. İstiklal Marşı’nı yazmış, günlük konuşma dilinin şiirle kaynaşmasını sağlayarak halkçı bir nazmın doğuşuna ön ayak olmuştur.İstanbul’da doğdu, 27 Aralık 1936′da aynı kentte öldü. Bir medrese hocası olan babası doğumuna ebced hesabıyla tarih düşerek ona “Rağıyf” adını vermiş, ancak bu yapma kelime anlaşılmadığı için çevresi onu “Âkif” diye çağırmıştır. Babası Arnavutluk’un Şuşise köyündendir, annesi ise aslen Buharalı’dır. Mehmed Âkif ilköğrenimine Fatih’te Emir Buharî mahalle mektebinde başladı. Maarif Nezareti’ne bağlı iptidaîyi ve Fatih Merkez Rüştiyesi’ni bitirdi. Bunun yanı sıra Arapça ve İslami bilgiler alanında babası tarafından yetiştirildi. Rüştiye’de “hürriyetçi” öğretmenlerinden etkilendi. Fatih camii’nde İran edebiyatının klasik yapıtlarını okutan Esad Dede’nin derslerini izledi. Türkçe, Arapça, Farsça, ve Fransızca bilgisiyle dikkati çekti. Mekteb-i Mülkiye’nin idadi (lise) bölümünde okurken şiirle uğraştı. Edebiyat hocası İsmail Safa’nın izinden giderek yazdığı mesnevileri şair Hersekli Arif Hikmet Bey övgüyle karşıladı. Babasının ölümü ve evlerinin yanması üzerine mezunlarına memuriyet verilen bir yüksek okul seçmek zorunda kaldı. 1889′da girdiği Mülkiye Baytar Mektebi’ni 1893′te birincilikle bitirdi.

 

Ziraat Nezareti (Tarım Bakanlığı) emrinde geçen yirmi yıllık memuriyeti sırasında veteriner olarak dolaştığı Rumeli, Anadolu ve Arabistan’da köylülerle yakın ilişkiler kurma olanağı buldu. İlk şiirlerini Resimli Gazete’de yayımladı. 1906′da Halkalı Ziraat Mektebi ve 1907′de Çiftçilik Makinist Mektebi’nde hocalık etti. 1908′de Dârülfünûn Edebiyat-ı Umûmiye müderrisliğine tayin edildi. İlk şiirlerinin yayımlanmasını izleyen on yıl boyunca hiçbir şey yayımlamadı. 1908′de II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte Eşref Edip’in çıkardığı Sırat-ı Müstakim ve sonra Sebilürreşad dergilerinde sürekli yazılar yazmaya, şiirler ve çağdaş Mısırlı İslam yazarlarından çeviriler yayımlamaya başladı.

1913′te Mısır’a iki aylık bir gezi yaptı. Dönüşte Medine’ye uğradı. Bu gezilerde İslam ülkelerinin maddi donatım ve düşünce düzeyi bakımından Batı karşısındaki zayıflıkları konusundaki görüşleri pekişti. Aynı yılın sonlarında Umur-u Baytariye müdür muavini iken memuriyetten istifa etti. Bununla birlikte Halkalı Ziraat Mektebi’nde kitabet ve Darülfununda edebiyat dersleri vermeye devam etti. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girdiyse de cemiyetin bütün emirlerine değil, sadece olumlu bulduğu emirlerine uyacağına dair and içti.

I. Dünya Savaşı sırasında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin gizli örgütü olan Teşkilât-ı Mahsusa tarafından Berlin’e gönderildi. Burada Almanlar’ın eline esir düşmüş Müslümanlar için kurulan kampta incelemeler yaptı. Çanakkale Savaşı’nın akışını Berlin’e ulaşan haberlerden izledi. Batı uygarlığının gelişme düzeyi onu derinden etkiledi. Yine Teşkilât-ı Mahsusa’nın bir görevlisi olarak çöl yoluyla Necid’e ve savaşın son yılında profesör İsmail Hakkı İzmirli’yle birlikte Lübnan’a gitti. Dönüşünde yeni kurulan Dâr-ül -Hikmetül İslâmiye adlı kuruluşun başkâtipliğine getirildi. Savaş sonrasında Anadolu’da başlayan ulusal direniş hareketini desteklemek üzere Balıkesir’de etkili bir konuşma yaptı. Bunun üzerine 1920′de Dâr-ül Hikmet’deki görevinden alındı.

İstanbul Hükümeti Anadolu’daki direnişçileri yasa dışı ilan edince Sebillürreşad dergisi Kastamonu’da yayımlanmaya başladı ve Mehmed Âkif bu vilayette halkın kurtuluş hareketine katkısını hızlandıran çalışmalarını sürdürdü. Nasrullah Camii’nde verdiği hutbelerden biri Diyarbakır’da çoğaltılarak bütün ülkeye dağıtıldı. Burdur mebusu sıfatıyla TBMM’ye seçildi. Meclis’in bir İstiklâl Marşı güftesi için açtığı yarışmaya katılan 724 şiirin hiçbiri beklenilen başarıya ulaşamayınca maarif vekilinin isteği üzerine 17 Şubat 1921′de yazdığı İstiklal Marşı, 12 Mart’ta birinci TBMM tarafından kabul edildi. Sakarya zaferinden sonra kışları Mısır’da geçiren Mehmed Âkif, laik bir Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması üzerine Mısır’da sürekli olarak yaşamaya karar verdi. 1926′dan başlayarak Camiü’l-Mısriyye’de Türk dili ve edebiyatı müderrisliği yaptı. Bu gönüllü sürgün yaşamı sırasında siroz hastalığına yakalandı ve hava değişimi için 1935′te Lübnan’a, 1936′da Antakya’ya birer gezi yaptı. Yurdunda ölmek isteği ile Türkiye’ye döndü ve İstanbul’da öldü.

Mehmed Âkif’in 1911′de 38 yaşında iken yayımladığı ilk kitabı Safahat bağımsız bir edebi kişiliğin ürünüdür. Bununla birlikte kitabın Tevfik Fikret’ten izler taşıdığı görülür. Fransız romantiklerinden Lamartine’i Fuzuli kadar, Alexandre Dumas fils’i Sâdi kadar sevdiğini belirten şair, bütün bu sanatçıların uğraşı alanlarına giren “manzum hikâye” biçimini kendisi için en geçerli yazı olarak seçmiştir. Ancak, sahip olduğu köklü edebiyat kaygusu onun yalınkat bir manzumeci değil, bilinçle işlenmiş ve gelişmeye açık bir şiir türünün öncüsü olmasını sağlamıştır. Mehmed Âkif’in düşünsel gelişiminde en belirleyici öğe onun çağdaş bir İslamcı oluşudur.

Çağdaş İslamcılık, Batı burjuva uygarlığının temel değerlerinin İslam kaynaklarına uyarlı olarak yeniden gözden geçirilmesini, Batı’nın toplumsal ve düşünsel oluşumuyla özde bağdaşık, ama yerel özelliklerini koruyan güçlü bir toplum yapısına varmayı öngörür. Bu görüşe koşut olarak Mehmed Âkif’in şiir anlayışı Batılı, hatta o dönemde Batı’da bile örneklerine az rastlanacak ölçüde gerçekçidir. Kafiyenin geleneksel Osmanlı şiirinde bir bela olduğunu savunan, resim yapmanın yasak sayılmasının, somut konumların betimlenmesini aksattığı ve bu yüzden şiirin olumsuz etkiler altında kaldığı görüşünü ileri süren Mehmed Âkif, Fuzuli’nin Leylâ vü Mecnûn adlı yapıtının plansız olduğu için yeterince başarılı olamadığını dile getirecek ölçüde çağdaş yaklaşımlara eğilimlidir. Konuşma diline yaslandığı için kolayca yazılıvermiş izlenimi veren şiirleri biçime ilişkin titiz bir tutumun örnekleridir. Hem aruzdan doğan bağların üstesinden gelmiş, hem de şiirin bütününü kapsayan bir iç musiki düzenini gözetmiştir. Dilde arılaşmadan yana olan tutumunu her şiirinde biraz daha yalın bir söyleyişi benimseyerek somutlukla ortaya koymuştur.

Mehmed Âkif geleneksel edebiyatın olduğu kadar, Batı kültürünün değerleriyle etkileşimi kabul eder, ancak Doğu’ya ya da Batı’ya öykülenmeye şiddetle karşı çıkar. Çünkü her edebiyatın doğduğu toprağa bağlı olmakla canlılık kazanabileceği ve belli bir işlevi yerine getirmedikçe değer taşımayacağı görüşündedir. Gerçekle uyum içinde olmayı herşeyin üstünde tutar. Altı yüzyıllık seçkinler edebiyatının halktan uzak düştüğü için bayağılaştığına inanır. İçinde yaşanılan toplumun özellikleri göz önüne alınmadan Batılı yeniliklere öykünmenin doğrudan doğruya edebiyata zarar vereceği, “edebsizliğin başladığı yerde edebiyatın biteceği” anlayışına bağlı kalarak “sanat sanat içindir” görüşüne karşı çıkmış, “libas hizmetini, gıda vazifesini” gören bir şiiri kurma çabasına girişmiştir. Bu yüzden toplumsal ve ideolojik konuları şiir ile ve şiir içinde tartışma ve sergileme yolunu seçmiştir. Bütün çıplaklığıyla gerçeği göstermekteki amacı okuyucusunu insanların sorunlarına yöneltmektir. Bu kaygıların sonucu olarak yoksul insanların gerçek çehreleriyle yer aldığı şiirler Türk edebiyatında ilk kez Mehmed Âkif tarafından yazılmıştır.

Mehmed Âkif şiirinin yaşadığı dönemde ve sonrasında önemini sağlayan gerçekçi tutumudur. Bu şiirde düş gücünün parıltısı yerini gözle görülür, elle tutulur bir yapıya bırakmıştır. Şairin nazım diline bu dilin özgül niteliğini bozmaksızın elverişli olduğu gelişmeyi kazandırması, aruz veznini yumuşatmayı, başarmasıyla mümkün olmuştur. Bu aynı zamanda Türkçe’nin şiir söylemedeki olanaklarının ne ölçüde geniş olduğunu göstermesi demektir. Söz konusu dönemde her şairin dili kişisel bir dil kurma adına dar bir vadiye sıkışmak zorunda kalmıştı. Mehmed Âkif dilin toplumsal kimliğini öne çıkarmış, üslupta öz günlük ve kişiselliğe ulaşmıştır. Yenilikçi bir şair olarak, yaşadığı dönemde görülen ölçüsüz yenilik eğiliminin bozucu etkilerine, ölçüsü işleviyle bağlantılı bir şiir kurmak suretiyle sınır çekmeye çalışmıştır.

YAPITLAR (başlıca): Safahat, 1911; Süleymaniye Kürsüsünde, 1911; Hakkın Sesleri, 1912; Fatih Kürsüsünde, 1913; Hatıralar, 1917; Âsım, 1919; Gölgeler, 1933.

Çanakkale Şehitleri İçin

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhîdi…
Bedr’in aslanları ancak bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe,” desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitab…
Seni ancak ebediyyetler eder istiab.
“Bu taşındır,” diyerek Kâbe’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ nâmiyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle;
Ebr-i nisanı açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem,
Gündüzün fecr ile âvizeni lebrîz etsem;
Tüllenen mağribi akşamları sarsam yarana,
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana…

(Mehmed Âkif Ersoy)

İğne Oyası Havlu Kenarı

Filed under: Uncategorized — akifim @ 7:20 am
Tags:

 


İğne Oyası Havlu Kenarı


İğne Oyası Havlu Kenarı


İğne Oyası Havlu Kenarı


İğne Oyası Havlu Kenarı


İğne Oyası Havlu Kenarı


İğne Oyası Havlu Kenarı

İğne Oyası Havlu Kenarı


İğne Oyası Havlu Kenarı

Deniz Altı Havlu Ucu

1. Ilk once 45 zincir cekilecek. 4 zincir genisliginde ilk kafesle ilk siraya baslaniyor. Dantelin havluya dikilen tarafindaki uclu biritler, ipligi tigin basina iki kere dolayarak cekiliyor, digerleri normal tekli birit olacak.

2. Uclu biritten sonra 6 zincir cekilerek besinci zincire batilacak. Bundan sonraki ilk 3 sirayi fotograftan takip edebilirsiniz.

3. Beşinci siranin sonunda, bir zincir aralikli 5 biriti yaptiktan sonra , takriben 10-12 zincir cekilerek, dantele basladigimiz ilk siraya birlestirilecek. Sonra biritlerle doldurularak geri donulecek. Diger siralari da benzer cekilde fotograftan calisabilirsiniz.

İğne Oyası Havlu Kenarı

Anahtar Kelimeler; dantel, örnek, örnekleri, oya örnekleri, dantel, havlu kenarı danteli, yazma örnekleri, oya örneği, yazma oyası, dantel modelleri, oya modelleri, yemeni örnekleri, oya, lif örnekleri, lif örneği, iğne oyası örnekleri, dantel örneği, yemeni oyası, örgü, örgü örnekleri, örgü modelleri, şal örnekleri, iğne oyası örnekleri, çarşaf danteli örnekleri, pike danteli örneği, ara oyası,yeni örnekler, fiskos, yeni oya örnekleri, yelek, şal, nakış, kenar dantelleri, oturma odası, yatak odası dantelleri, uç danteli örneği, moda, elişi, örgü, örgüler, bebek örgüleri, resimler, resim, güzel dantel modelleri, yeni dantel modelleri, güzel dantel örnekleri, yeni dantel örnekleri, yeni oya örnekleri, yeni oya modelleri, güzel oya modelleri, güzel oya örnekleri, yemek, tarifleri, çorba, baklava, tarif

Kurdelalı Havlu Kenarı

Filed under: Uncategorized — akifim @ 7:17 am
Tags:

kurdelalı havlu kenarı


kurdelalı havlu kenarı


havlu kenarı örnekleri


havlu kenarı modelleri


kurdelalı havlu örneği


havlu kenar örnekleri


kordelalı havlu kenarı


kurdelalı havlu kenarı



Fistonun üzerindeki şekil kurdelayla işleniyor. Böylece çizim yapmanıza da gerek kalmıyor. Büyük bir kolaylık. Hem desen çizme derdi yok hem de kurdela nakışının altını kamufle etme derdi yok.

Kullanılan malzemeler: HAVLU
HAVLU ENİNDE ORGANZE
HAZIR DANTEL
AÇIK MOR,KOYU MOR,YEŞİL,AÇIK VE KOYU PEMBE İPEK KURDELE
İNCİ BONCUKlleri
KUM BONCUK
KURDELE İĞNESİ
DİKEBİLECEĞİMİZ DEĞİŞİK RENKLERDE DİKİŞ İPLERİ

Yapım detayları:ÖNCE MENEKŞELERİ ELİMİZDE TEĞELLEYİP,YUVARLAK HALİNE GETİRDİKTEN SONRA ORGANZE DANTELİN ÜZERİNE DİKİYORUZ.DAHA SONRA MENEKŞENİN İÇİNİ TOHUM İŞİ İLE DOLDURUYORUZ.DİĞER MODELLERDE GÜL TOMURCUKLARI İLE SÜSLÜYORUZ.TAMAMEN ORGANZE DANTELİ KURDELE NAKIŞI İLE SÜSLEME YAPTIKTAN SONRA HAVLUYA İNCİ BONCUKLA TEĞELLİYEREK HAVLUYU BİTİRİYORUZ.

Kapalı Gelinlik Modelleri

Filed under: Uncategorized — akifim @ 7:15 am
Tags:

gelin başı


kapalı gelinlik


kapalı gelin başı


kapalı gelinlik modeli


gelin başı yapımı


türbanlı gelinlik


baş örtülü gelinlik


başı kapalı gelinlik modeli


en güzel kapalı gelinlik modeli


kapalı gelin başı

Şal Modelleri

Filed under: Uncategorized — akifim @ 7:12 am
Tags:

Çiçekli Şal Modeli

 

 

Papatya Şal Modeli

Modelimizde ilk önce yaklaşık 10 adet zincir yapıyoruz ve yaklaşık 20 adet uzun mil başılı doygu yapıyoruz üçüncü sırada istediğiniz uzunlukta (25 mesela)zincir yapıp geri batarak 20 yaprak yapıyoruz.

Bu şekilde beyaz turunculu kısım bitiyor.Motifleri eklerken ortadaki küçük motifleri kullanıyoruz ve üçgen şekli veriyoruz.

Sonra istediğimiz uzunlukta püskülle süslüyoruz.

 
Örümcek Örgü Şal Modeli

 
Yuvarlak motifli pullu şal

300 gram ip.Kullanacağımız ip dilediğiniz renkte bir makrome ipi olacak.
20 gr. ipimizin renginde veya ipimize uygun renkte orta boy pul
14 numara örgü tığı.

Örülüşü: Örgümüze başlamadan önce ipimizi örgüye hazır hale getirmeliyiz.Makrome ipimizi ucundan başlayarak söküyoruz ve başka bir yere sararak başka bir yumak yapıyoruz.

Birinci sıra:ilk sırada yaklaşık on tane zincir çekiyoruz ve ucunu birleştirerek bir yuvarlak yapıyoruz.

İkinci sıra:Bu sırada yapmış olduğumuz yuvarlağın içini dolduracağız.Bunun için 12 tane zincir çekerek yuvarlağımızın içine tekrar batıyoruz .Böyle böyle 14 tane yaprak yapıyoruz.

Üçüncü sıra:12 zincirle yaptığımız 14 tane yaprağın tepelerine on tane zincir yaparak patıyoruz ve yaprakları birbirine eklemiş oluyoruz.

Dördüncü sıra:Bu sırada yapmış olduğumuz zincirlerin tepelerine bir iki zincir daha fazla yaparak tepelere batıyoruz ve bu sırayıda bitiriyoruz.

Beşinci sıra:Zincirlerle yaptığımız geçişlerin her birinin içine 2 mil başı alarak uzun 5 tane trabzan çekip hepsini bir defada çıkarıyoruz.

Bundan sonraki sıraları zincirlerle tamamlıyoruz ve 7 sırada bitiriyoruz motifimizin bir tanesiniz.Motiflerimizi birbirine eklerken zincirleri kullanıyoruz.

Şalımıza üçgen şeklini vermek için yapacağımız işlem basamakları:

Motiflerimizi uç uca ekliyoruz ve istediğimiz uzunluğu elde ediyoruz.Alt sırada ise motifin birini üst sıradaki iki motifin arasına ikleyerik her sırada bir motif eksiltmiş oluyoruz ve motif sayımız bir olana kadar azaltmaya devam ediyoruz.

Şalımızın örülüşü bitti ve ona üçgen şeklini verdik.Sıra pullarımızla şalımızı süslemeye geldi.Aldığımız pulları yaptığımız motiflerin tam ortalarına ince ve pulla aynı renkte iple şalımıız üzerine dikiyoruz.Hepsine pullarımızı diktikten sonra kalan pullarımızı şalımızın uçlarına yapcağımız saçaklarda değerlendireceğiz.

Şalımızın saçaklarını yaparken ipimize kalan pullarımızı geçiriyoruz ve pullarımız değerledirilmiş oluyor.Eğer pullar ipte durmazsa durmasını istediğiniz yere bir düğüm yaparsanı pulunuz istediğiniz yerde duracaktır.

 

Simli Üçgen Şal

Örgü ve şal modelleri 2. Simli üçgen şalımız için 300 gram simli ip ve 14 numara örgü tığı gerekli.Uçtan başlayarak zincir ve sıkiğne ile yapılıyor ve üçgen şeklinde örülüyor.

Modelimiz dilimlidir motifle yapılmıyor ve her dilim yine kendi içinde üçgendir.1, kısım dolgulardan oluşuyor 2. kısım ise mil başı ile üçdefada çıkarılmış zincirdir.Modeller arası geçiş örümcekle yapılıyor.

Simli üçgen şalımızda modelleri içine oturtacağımız dıştaki üçgen,üst sıraya geçerken yapılmış sutaşı ile oluşacak. Şalımız bittikten sonra isteğe göre iplerle püskül veya örümcek ile uç yapabilirsiniz.

 
 

 


Site için Konu Ayraçları

Filed under: Uncategorized — akifim @ 7:08 am
Tags:

 

 

 

 

 

 
 

Theme: Rubric. WordPress.com'dan blog alın.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.